Çocuğu madde kullanan aileleri bekleyen zorluklar nelerdir?

Madde bağımlılığının çok yıkıcı bir problem olduğunu biliriz. Bağımlıların ve ailelerinin dramlarını gazetelerin üçüncü sayfalarından, televizyon haberlerinden ya da sosyal medyadan çok defa takip etmişizdir. Ancak bir bağımlının, ailesinin ve diğer sevdiklerinin acılarını bu haberler asla tarif edemez. Aileleri bekleyen bir çok zorluklar vardır. Bağımlılık, mücadele etmesi zor bir hastalıktır. Ülkemizdeki uzman ve alt yapı eksikliğinden dolayı herkes beklediği oranda destek alamamaktadır. Bu yazı bağımlılara ya da yakını olanlara yol göstermek için hazırlanmıştır. Bu yolda karşılaşacakları hayal kırıklıklarına, zorluklara ve kat etmeleri gereken mesafeye dikkat çekmeyi amaçlamıştır. Umulur ki insanlar ne ile karşılaşacaklarını bilsinler ve ona göre hazırlık yapsınlar.

Kullandığını anlamak, emin olmak gerekir

Anne ve babaların en çok korktukları şey çocuklarının madde kullanmasıdır. Koruma ve önlemeye yönelik bilgileri kadarıyla tedbir almaya çalışırlar. Bu süreçte ailelerin en çok öğrenmek istedikleri konunun başında ise çocuklarının madde kullanıp kullanmadığını anlamaktır. Bu ise oldukça zordur. Türkiye ve dünya genelindeki istatistikler ailelerin iki yıldan önce çocuklarının madde kullandığını anlayamadığını söylüyor. Madde kullananlar da genellikle ikinci yıldan sonra maddenin hayatlarını felakete dönüştürdüğünü fark edebiliyor. Ancak iş işten geçmiş ve kişi madde bağımlısı olmuştur. Bu aşamadan sonra kişiyi ve ailesini zorlu bir tedavi süreci bekliyor.

Tedavi sürecinde, kişinin kendisinin bağımlı olduğunu ve tedavi olması gerektiğini kabul etmesi en büyük aşamadır. Madde kullananların yaklaşık %80’ni kendisinin bağımlı olmadığını ve tedaviye ihtiyacı olmadığını düşünür. Bu nedenle aile ne kadar isterse istesin, çocuklar ben bağımlı değilim, istersem zaten bırakırım der ve doktora gitmeyi reddeder. Araştırmalar bağımlıların ne zaman tedaviye yöneldiğini tespit etmeye çalışıyor. Eğer bağımlılığın kişide çok ciddi sağlık sorunlarına neden olduğunu, kişinin gelecek adına kurduğu hayalleri tamamen yok edeceği ya da bağımlılıktan dolayı sevdiklerini kaybedeceğini görebiliyorsa, kişiler o zaman tedaviye gidiyorlar. Çocuklarını tedaviye yönlendirmek isteyen ailelerin bu hususlara dikkat etmesinde fayda var.

İkna etmek güçtür

Ailenin çocuğunu tedaviye ikna etmesi bile büyük başarıdır. Tamam dediği gün fikrini değiştirmeden belki tedavinin başlaması gerekir ancak ülkemiz şartlarında bu çok mümkün değildir. Eğer kişinin pahalı olan özel tedavi masraflarını karşılayabilecek gücü yoksa SGK desteği alabileceği hastanelere gitmesi gerekiyor. 2013 yılı itibariyle ülkemizdeki madde bağımlılığı tedavi merkezlerindeki yatak kapasitesi yaklaşık 700 civarındadır. Aynı yıl 220.000’den fazla kişinin bağımlılık tedavisi için hastanelere başvurduğunu düşündüğünüzde yoğun bir tedaviye hemen başlama ihtimalinin olmadığını anlarsınız.

Her madde bağımlısının yatarak tedavi olması tatbikî şart değildir. Özellikle esrar kullananların büyük kısmı ayaktan tedavi edilir (bu husus ayrı bir yazının konusudur) ancak alkol, eroin ve kokain gibi fiziksel bağımlılığı yüksek madde kullananların yatarak tedavi olmaları gerekir. Ülke genelinde 25 tane AMATEM var ve buna ilaveten özel ve üniversite hastaneleri bulunmaktadır. Buralardaki yoğunluğa göre randevu verilmektedir. Bu süre bazı dönemlerde 3-4 aya kadar uzayabilir. Kişi hastaneye yatmadan belirli süre ayaktan takibi yapılır, kullandığı maddeye göre farklı ilaçlar verilerek bu süreyi daha sağlıklı geçirmesi sağlanabilir.

Bekleme zamanında kişi genellikle tekrar madde kullanımına yönelmektedir. Bu süre zarfında tedavi olmaktan vaz geçebilir, madde kullanmaktan, satmaktan veya başka suçlardan yakalanabilir veya maddeden kaynaklı ölüm yaşayabilir. Ülkemizdeki alt yapı eksikliği bu durumdaki bağımlılar için maalesef olumsuzluklarla doludur. Aileler hastanelerden daha erken tarihe randevu almak için çok çabalıyor veya elde avuçta ne varsa satıp bekleme süresi az olan veya olmayan özel kurumlara yönelebiliyorlar.

İlk defa böyle bir problemle karşılaşan aileler için ülke gerçekleri belki ikinci büyük yıkım oluyor. Uzmana ve tedavi hizmetine erişmek bile belki ailelerin güçlerini tüketiyor. Hastaneye çocuklarını getirirken büyük bir beklenti ile getiriyorlar. Hastanede 3-4 hafta kalınca her şeyin düzeleceğini, çocuklarının yeni bir hayata başlayacağını hayal ediyorlar. Ancak bazı gerçeklerle yine bu aşamadan sonra da karşılaşmaya devam edecekler.

Tedavi bir süreçtir, zaman ister

Öncelikle bağımlılık %100 tedavi edilen bir hastalık değildir. Yani bir enfeksiyon hastalığı gibi bazı ilaçlarla tedavi ettikten sonra kişi eski sağlığına kavuşamaz. Bağımlılık benzetmek gerekirse şeker hastalığı gibidir, yakalandıktan sonra o hastalıkla belki ölünceye kadar birlikte yaşamak zorundasınızdır. Tedavi olduktan sonra tekrar kullanmamak için kişinin alması gereken tedbirler ve yerine getirmesi gereken ödevler vardır. Bunları ihmal ettiği an kişi tekrar başa dönebilir.

Bu zorlu mücadeleye hastaneye gelmekle, yatmakla ve tedavi olmakla başlanılıyor. Ancak yatarak tedavi bile sadece mücadelenin başlangıcıdır. Bu konudaki mütehassıslardan biri hastaneye yatıp çıkmanın gidilecek yolda en fazla %10’luk mesafe olduğunu söylemişti. Yani kişinin bağımlılıktan kurtulması için kat etmesi gereken daha çok uzun bir mesafe var. Bu aşamaya uzmanlar rehabilitasyon demektedir. Rehabilitasyonun sağlıklı sürdürülebilmesi için bazı tedavi yöntemlerine, kurumlara ve gruplara ihtiyaç duyulmaktadır. Maalesef ülkemizde rehabilitasyon hizmetleri sunulmamaktadır. Bu alanda bir iki tane küçük ölçekli özel teşebbüsün girişimi haricinde bir alt yapı yoktur.

Tedavinin arkası getirilemediği için bağımlılar genellikle tekrar maddeye yönelmektedir. Aileler her seferinde hastaneye geri getirmekte, bu zorlu süreci yaşamakta ancak kısa bir süre sonra bir işe yaramadığını görüp çaresizliğe sürüklenmektedirler. Her ne kadar bu yazı ailelerin gönlüne su serpme kıvamında bitmese de; asıl sorun, çözümün olmaması değil, ülkemizde tedavinin diğer aşamalarının sağlanamamasıdır. Gerek devlet gerekse özel kurumlar maalesef kısa süreli arındırma tedavisinden öte hizmet sunacak alt yapıya öncelik vermemektedir. Bağımlılar ister özel, isterse devlet kurumuna gitsin, esasında benzer bir hizmeti almaktadırlar. Özel kurumlar bekleme süresi, konaklama memnuniyeti ve bazı ilaç desteği haricinde devlet kurumlarından daha öte bir hizmet sunmamaktadır.

Bundan sonraki yazımda gelişmiş ülkelerde ne tür tedavi sistemlerinin olduğu, bağımlıların kullandığı maddeye, diğer ruhsal problemlerine ve ekonomik durumuna göre ne tür hizmetler alabildiğini paylaşacağım. İmkanı olanlar en azından bu alternatifleri denerler, diğerleri de devletten bu imkanların getirilmesini isteyebilirler.

Bunları da sevebilirsiniz