Devletin Fişleme Hakkına (!) Karşı Vatandaşın İtiraz Hakkı

Demokrasinin en önemli göstergelerinden biri de şeffaflık ilkesidir. Kısaca şeffaflığı devlet yaptığı her eylemi vatandaşı ile paylaşması ve böylece yaptığı/yapmadığı eylemlerin neticelerini bildirmesidir diye açıklayabiliriz. Bu teminat vatandaşa devletin eylemlerini denetleyebilme ve yöneticilerin hatalarına müdahale hakkı vermektedir. Özelikle Ergenekon operasyonlarında elde edilen deliller gösterdi ki yöntecilerimiz bizler hakkında farklı bilgiler toplamaktalar. Bu bilgilerin objektiflikten ne kadar uzak olduğu, bilgi toplarken objektif kriterlerin değil kişilerin ideolojilerinin esas alındığı ve rahatlıkla kurumlar dışına çıkarılabildiğini tüylerimiz ürperircesine gördük. Yöneticileri herşeyi devlet için yaptıklarını düşünseler de ne kadar bilginin devlet güvenliği için ihtiyaç olduğu, ne kadarından sonrası kişilerin özel hayatına müdahale olduğu hassas mevzulardır. Bu tür ihmaller sadece bir kurumda değil hemen hemen bütün kurumlarda görülebilmektedir. Bu konudaki en önemli ikilem ne kadar bilginin devlet güvenliği için ihtiyaç olduğu ve ne kadar bilginin insanların özel hayatına müdahele olduğunun belirlenmesidir. Bu kadar karmaşık bir konuyu bir köşe yazısında cevap vermek tabiki çok zor ama ben kısaca Amerika’nin bu konuyu nasıl çözdüğünü ve ülkemizde son durumun ne olduğunu paylaşmaya çalışacağım.

Öncelikle bilgi toplama Amerika’da tek başına ele alına bir konu olmakdan öte bilgi politikası (information poliçy) olarak algılanmaktadır. Kısaca devletin ne tür bilgileri toplayacağı, bunların nasıl tasnif edeceği, kurumlarla ve kişilerle nasıl paylaşacağı bir bütün olarak görülmektedir. 1966 yılına kadar kapsayıcı bir kanuni düzenleme yapılmamış bu nedenle uygulama tamamen kurumların tüzüklerine ve kültürlerine bırakılmıştır. FBI gibi bazı federal kurumların özellikle bireyler hakkında topladığı bilgilerin objektif olmaktan uzak, keyfi ve yanlı bilgiler olduğunun tespit edilmesi kamuoyunda derin tesirler uyandırmıştır. Fişlenen kişilerin haksız yere devlet görevlerinden mahrum edilmesi gibi trajedilerin ortaya çıkması toplumda devletin hangi kriterlere göre insanları tasnif ettiği tartışmaya açmış ve uygulamalar mercek altına alınmıştır. 1966 yılındaki (Freedom of Information Act of 1966) ve 1974 yılındaki (Privacy Act of 1974) düzenlemeler ile devlet bireylerin özel hayatına ne kadar müdahele edebileceğinin sınırları çizilmiş ve vatandaşın bu bilgileri ulaşılabilmesi için kurumların bilgi paylaşımını mecburi hale getirmiştir.

Devlet güvenliği ile özel hayatın gizliliği arasındaki denge her iki tarafında birbirini denetlemesine imkan tanımasıyla sağlanmıştır. Bu düzenlemeler ile kişilerin kendileri hakkında devletin bilgi toplayıp toplamadığını öğrenebilmesi teminat altına alınmıştır. Bu hakkı kullanamayanlar ise devlet güvenliği için tehlike arz eden kişilerdir. Mesela kişini terörist olması gibi bir durum söz konusuysa kişiye kendi hakkında ne tür bilgilerin toplandığı verilmiyor. Kişinin bu tür bir kategoriye girip girmeyeceğine ise doğal olarak kişiler değil üst kurullar karar veriyor. Bu kişiler mahkemeye başvuracağı için yöneticilerin hakimleri ikna edecek delillere göre hüküm vermesi ise kaçilnılmazdır. Yani başka bir deyişle siz kendinizle ilgili devletin ne tür bilgiler topladığın öğrenemiyorsanız bunun nedenlerini mahkemede öğrenebiliyorsunuz ve yöneticiler hakimleri ikna etmişse devlet tarafından sakıncalı kişiler listesine girdiğinizi anlıyorsunuz.

Eğer kişi bu tür kişiler kategorisine girmiyorsa devletin kendi hakkında topladığı bilgileri inceleyebiliyor, kısmen veya tamamının kopyasını alabiliyor ve yanlış toplanmış bilgiler var ise düzeltmesini isteyebiliyorlar (Privacy Act of 1974). Bu konunlarda ele aldığım iki üç fıkralık düzenlemeler bile sadece insan haklarının kapsamını genişletmekle kalmıyor devletin işleyişini bile alt üst edebilir. Yıllardır fişleme diye duyduğumuz konuların muhatapları kendileri hakkında toplanan bilgilere ulaşabiliyor olsalardı ve yanlışlıklar varsa mahkemelere başvurmuş olsalardır acaba ülkemizdeki demokrasinin gelişimi nasıl olurdu? Kanuni düzenleme olmadığı için insanlar görevliler tarafından farklı kategorilere göre tasnif edilebiliniyor. Medyadan da sıklıkla duyduğumuz ilerici-gerici, sağcı-solcü, alevi-sünni gibi kavramlar belki bunlarda sadece bazıları. Bu kadar geniş yelpazeli tasnif toplumu kutuplara ayırabilir. Ayrıca farklı düşünen insaları devlete karşı tehdit görmek ne kadar gerçekçi bir çözümdür. Neticide insanları tasnif edeninde bir insan. Politik veya ideolojik olguların devlet kademelerindeki kişilere tesiri her yerde olduğu gibi ülkemizde de söz konuşu. Eğer objektif kriterler olmazsa kimin ne olduğu değil kimlerin bilgi topladığı daha önemli hale geliyor. Bu konudaki problemler sadece bir kurumla ilgili değil ülkemizdeki kişiler hakkında bilgi toplayan birçok devlet kurumunda görülebilmektedir çünkü en büyük eksiklik kanunu alt yapıdir.

Bu konuda 2003 yılında çıkan 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu güzel bir ilerleme olsa da bu yeterli düzeyde değildir. Öncelikle kanunda bilgilerin tasnifi yapılmamış ve devlet güvenliği ile ilgili konular çok genel bir kapsamda ele alınmıştır. Oysa bilgilerinde tasnifi yapılabilmektedir ve hangi kategoriye hangi bilginin gireceği mesela Amerika’da nettir. Hatta hangi seviyedeki bilgiye kimlerin erişebileceği bile ayrıntılarıyla düzenlenmiştir. Mesela üst düzey hakimlerin nerdeyse ulaşamayacağı bilgi yoktur. Bunlar net olmayınca kurumlar çok önemli bilgileri de sadece bir kişiyi ilgilendiren konuya da devlet sırrı diyebiliyor. Oysaki üst düzey hakimlerin veya milletvekillerinin ulaşamayacağı bilginin olmaması gerekmektedir.

Benzer şekilde kişinin kendi hakkında toplanan verilerin kopyasını alması da bu kanunda teminat altına alınmamıştır. Kurum isterse sözlü veya görsel olarak kişiyi bilgilendirebilir gibi bir insiyatif kurumlara bırakılmıştır. Bu şekilde bilgilendirilen şahısların itiraz ederken ellerinde sağlam veri olmayacaktir. Bunların ötesinde kanunda yanlış bilgi varsa bunların düzeltilmesi ile ilgili hükümler yoktur ve nasıl bir yol izlenmesi gerektiği belirtilmemiştir. Bence en önemli eksiklik budur.

Ya değilse devlet tarafından sakıncalılar sınıfında haksız olarak kaldığını öğrenmenin ne anlamı olacak. Bir sonraki yazımda ise gizli bilgilerin nasıl korunması gerektiği ile ilgili yazacağım.

Isref

Bunları da sevebilirsiniz