Hâkim de tipe bakıyor, patron da

Araştırmalar fiziksel görünümün her alanda, hatta seçim kazanmada etkili olduğunu ispatlıyor. Tip kayıksa, özellikle mahkemede işler hayli zor!

Fiziksel çekiciliğin affediciliğe olan etkisini gözlemlemek amacı ile hazırlanan bir çalışma, bahsedilen kurum bir mahkeme jürisi olsa bile, bu düşüncelerden sıyrılmanın tamamen mümkün olmadığını göstermiş.
Kaldı ki, araştırmalara göre güzel ve sempatik insanlar sadece göze hoş görünmekle kalmıyorlar; aynı zamanda daha zengin ve daha başarılı da oluyorlar.
İnsanın iç güzelliğinin ve yaşam biçiminin simaya yansıması bilim dünyasının üzerinde çalıştığı konulardandır. Kur’an-ı Kerim’de de bu noktaya dikkat çeken ve nazara veren ayet bulunmaktadır. (Fetih, 29).

İşyerlerinde bir ‘güzellik primi’ olup olmadığını inceleyen California Üniversitesi araştırmacıları, çekici bulunan ve etrafında hoş etki yapan insanların daha az çekici olanlara göre yüzde 12 daha fazla para kazandıkları sonucuna ulaşmışlar. Araştırmacılar, hoş sima sahiplerinin daha yardımcı ve takım çalışmasına daha yatkın olduklarını da tespit etmişler.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren iş stratejisti Catherine Kaputa “İyi görünüm, ‘hâle etkisi’ne yol açıyor. Birini güzel bulduğumuzda ona görünümle ilgisi olmayan başka olumlu özellikler de yakıştırıyoruz” diyor.
Fakat biz burada konunun daha hassas bir boyutuna işaret etmek istiyoruz.

Hâkimlerin verdikleri kararlarla sanığın tipi arasında bir bağ var mı? Sanığın tipi hâkimlerin verdiği kararlarda ne ölçüde etkili olmaktadır. Örneğin neden acaba avukatlar müvekkillerine mahkemeye gelirken güzel giyinmelerini önermektedir. Mahkeme sürecindeki iyi hal neden kararlar üzerinde etkili olmaktadır.
Temmuz ayı başında Hacettepe Üniversitesi’nde Psikoloji Kongresi yapıldı. “Kemal Sunal Filmlerinin Toplumsal Karşılığı” başlıklı bir tebliğle katıldığım bu toplantıda, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Beyza Sevim, “Fiziksel çekiciliğin jüri kararlarına etkisi” başlıklı bir sunumda bulundu.

Hâkim gözü hem dosya da hem sanıkta…
Fiziksel çekiciliğin affediciliğe olan etkisini gözlemlemek amacı ile hazırlanan çalışmada, bahsedilen kurum bir mahkeme jürisi olsa bile, bu düşüncelerden sıyrılmanın tamamen mümkün olmadığını göstermiş.
Hukuk öğrencilerinin çoğunlukta olduğu 60 kişi üzerinde yapılan bir deney, sürpriz olmayan sonuçlar ortaya koymuş. Deney sırasında kendilerini jüri olarak kabul etmeleri istenilen grup habersiz olarak dörde ayrılmış. İlk gruba fiziksel çekiciliği deneyden önce farklı bir topluluğa gösterilerek kanıtlanmış bir erkek fotoğrafı, cani suçlar işlemiş bir seri katil yaşam öyküsü ile beraber sunulmuş.

İkinci gruba aynı fotoğraf, başarılı bir hayatın ardından kısa süreli olarak işkencesiz cinayetler işlemiş bir yaşam öyküsü ile verilmiş. Üçüncü gruba ön test ile diğer sekiz fotoğraf arasında en çirkin bulunarak seçilmiş bir erkek resmi, aynı cani seri katil yaşam öyküsü, son gruba da aynı çirkin fail resmi cinayetlerine başlamadan önce başarılı, iyi bir aile sahibi olan bir seri katil öyküsü ile birlikte gösterilmiş. Kısacası deney çapraz şekilde düzenlenmiş.
Failin resmini görüp hikayesini okuyan jüri üyelerinden, failin hapiste geçirmesi gereken süre için, 10–100 yıl arasında bir ceza takdirinde bulunmaları istenmiş.

Hipotezlerden ilki çekici olmayan faile daha fazla ceza verileceğidir. Diğer hipotez ise yaşam öyküsü pozitif öğeler (başarılı olma, aile sahibi olma gibi) barındıran faile daha az ceza verileceği olmuştur.
Beklenildiği gibi yakışıklı olarak nitelendirilen fail, cani suçlar işlemiş bir seri katil profilinde gösterilmiş dahi olsa ortalama 40 yıl verilmiştir. Bu fiziksel çekiciliği olmayan failde ortalama 72 yıldır. Aynı şekilde daha pozitif öğeler barındıran yaşam öyküleri daha az ceza istemi ile sonlanmıştır.
Dion, ‘güzel olan iyidir’ steorotipinden yola çıkarak yaptığı deney ve araştırmalarda, yakışıklı ve güzel olan bireylere daha saygılı olunduğu, onların daha iyiyi hak ettiklerini düşündüklerini ortaya koymuştur. Fiziksel çekiciliğin, başarılı ve zengin olmak ile beraber düşünüldüğü deneylerle kanıtlanmıştır.

Tipin seçim kazanmaya etkisi…

Son olarak şunu da ekleyelim. Araştırmalar, Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, simanın, yani insan çehresinin seçim kazanma konusunda da etkili olduğu anlaşılmış. Buna göre, seçmenlerin, bebek yüzlü adayları olgun görünenlerden daha az akıllı oldukları sandığı tespit edilmiş.
ABD’de yapılan son 3 genel seçimle ilgili gözlemlere dayanılarak yapılan araştırma, seçime katılan adayların yüzündeki ifadenin, seçimi kazanmada belirleyici olduğu ortaya çıkarmış. Araştırmayı yürüten New Jersey’deki Princeton Üniversitesi’nden Alexander Todorov, araştırmaya katılan 800 kadar üniversite öğrencisine, 2000, 2002 ve 2004’teki senato seçimlerinde biri kazanan diğeri kaybeden, tanımadıkları 2 adayın resimlerini bir saniyeden kısa bir süreyle gösterdiklerini anlattı. Todorov, kazananı tahmin etmeye çalışan öğrencilerin, yüzde 70 oranında başarılı olduğunu görmüş. Todorov, araştırmada gösterilen resimler arasında tanınmış senatörlerin resimlerinin yer almadığının altını çizmiş.
Araştırmanın sonuçlarını inceleyen Leslie Zebrowitz isimli uzman, bebek yüzlü kişilerin, kendilerinden daha olgun görünenlere göre fiziksel açıdan zayıf ve daha az akıllı oldukları sanıldığını ifade etmiş.
Demek ki tip deyip geçememek lazım… Amerika’da yapılan son 10 başkanlık seçiminden 9’unu uzun boylu adayların kazandığı düşünülürse, insan görünümü ile sonuç arasındaki bağıntı daha da önem kazanmaktadır.
Baksanıza, iyi bir tip mahkeme kararları üzerinde de bile etkili oluyorsa, gerisini varın düşünün.

PROF. OSMAN ÖZSOY – HABER 7

Bunları da sevebilirsiniz