Stockholm izlenimleri

Stockholm’e bir toplantı kapsamında Ocak ayında, kışın tam ortasında gitmiştim. Hayatımda karanlığın en koyusunu bu şehirde gördüm. Akşam 18.00 civarında inişe geçen uçak, yoğun bir sisin ve koyu bir karanlığın içine daldı. Aylardır sanki bu topraklarda güneş hiç doğmamış gibiydi. İnsanlar çarpışmamak veya bir bisikletin çarpmasını önlemek için üzerlerinde küçük reflektörler taşıyordu.

 

Uzun gecelere alışmak lazım

Yeni bir güne başladığımı sabah saat 9 gibi hissedebildim, güneş hala doğmamıştı ama bulutların arkasında varlığı belirgindi. Acaba güneş kendini gösterecek mi diye beklerken saat 15.00 civarında günün bittiğini ve akşamın başladığını öğrendim. Akşamı erken olan şehrin gecesi de çabuk bitiyor. İş çıkışında sokaklar canlıydı ve gece hayatı olan bir şehir görünümündeydi ancak birkaç saat içinde sokaklar hemen ıssızlaştı. Saat 21.00 sıralarında ise sokakta insan bulmak bir hayli güçtü.

Kaldırım ve yollardaki kum ilk başta rahatsız ediyordu. Sanki gökten kum yağmış hissine kapıldım ancak kumun bittiği ilk yerde ayağım kayınca nedenini anladım. Binalara girerken veya bina içinde dolaşırken birbiri ardına yapılmış kapılardan geçmek alışık olmadığım bir durumdu. Sıcak havayı hapsetmek için bir hayli engel konulmuştu. Kalın çerçeveli pencerelerdeki menteşeler de alışık olmadığımız türden; hem kalın demir hem de kilitleme mekanizmaları var. Kapılar ağır ve zor açılıyor, lazım gelen itme kuvvetine kendinizi hazırlamak biraz zaman alıyor.

Soğuk ile sığağın mücadelesi mimariye yansımış

Binalar, odalar, kapılar ve hatta asansörler insan tabiatıyla çok uyum içinde tasarlanmış. Her biri özenle ahşapla kaplanmış. Otele ilk girdiğimde dört katı bu nedenle yürüyerek çıkmak zorunda kaldım çünkü alışık olduğumuz metalik asansör kapısı bir oda kapısı gibi tasarlandığı için bulamamıştım.  Sanki 19. Yüzyılda inşa edilmiş eski bir otele girmişim ve hiçbir modern unsur kapıdan içeri girememiş gibiydi.

Hayatımda görebileceğim en büyük kalorifer peteklerini de burada görmek hiç şaşırtıcı olmadı. Eski bir şehir, bu nedenle her yerde tadilat ve bakım vardı. Şehir araçla gezmekten ziyade bisikletle veya yürüyerek gezmek için tasarlanmış gibiydi. Bu nedenle yürümek bir turist içinde keyif vericiydi.

İsveçliler kendi toplumunu tarif ederken işkolik olduklarını söylüyorlar. Özellikle madde bağımlılığıyla ilgili birçok projenin temel amacı ailelerin çocuklarıyla daha çok vakit geçirmesi sağlamakmış. Çok çalışmanın aileye ve topluma zarar verdiğini söyleyen kaç millet var bilinmez ama bir tanesi buradıydı. Öte yandan çok kolay ve iyi organize olan bir millet olduklarıyla da iftihar ediyorlar.

Sert kahve içmek hayatlarının bir parçası. Neredeyse her köşe başında bir cafe var. İnsanlar cafelere sosyalleşmek için geliyor olmalılar ki neredeyse hiçbirinde internet bağlantısı yok. Bizim gibi turistler için internet erişimi sağlamak bir hayli güç bir şehir.

Ocak 2012

Stockholm

Bunları da sevebilirsiniz